16 Mart 2011 Çarşamba

MART, ÇOCUK VE SEN

yorgunluklar sırtlanıyorum şafaklardan
yağmurlar altında, cüzzamlı bir Mart
yüreği ellerinde bir çocuk
ıslak, üşümüş, yorgun
dikmiş ufka, mavi benekli gözlerini
düşlerinde bir bayram havası

benimse düşlerimde hep sen
kim bilir hangi düşsel avuntular peşindesin
belki sisli, gri bir sokakta koşturmaktasın
belki de uykudasın, buğday tenin ıslak

yolunu yitirmiş bir bulut gibi geçiyorsun önümden
saydam, soluksuz, yılgın

kapatıyorum gözlerimi bir an
mavi benekli gözlerine dalıyorum çocuğun
masallarını dinliyorum bir bir
kahramanlarıyla tanışıyorum, acımasız

açıyorum gözlerimi sonra
masallarımda hep sen


İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Elmadağ

9 Mart 2011 Çarşamba

KÜSKÜN ŞEHRE DAİR II

Çocuk kalıyordum, gece baskınlarda,
Hevsel kucak açmış korkularıma,
                                      Dicle marazlı.
Düşmüş lokmaları ağızlarından,
Sur diplerinde kızgın kırlangıçlar sıralı.


Ölümler doğuruyordu Dalokay Meydanı,
Etrafında kurşun askerler sıralı.
Kaymış annemin ak saçlarından,
                                      Zühre Yıldızı,
Arkamda, yenik düşmüş babam yaralı.



İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Elmadağ

8 Mart 2011 Salı

KÜSKÜN ŞEHRE DAİR I

Ne sözlerimi unuttum,
Ne de yalan, yanlış yollarımı.
Bir düş gizliyordum ömrümden,
Biadı lahitlerde tanımlı.

Şimdi ne yana dönsem,
On ikiden biri hain oluyordu.
Kadehim kırılıyordu ellerinde,
Alnımda, yazdan kalma güneş karalı.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
14.02.2011
23.15
Güney Ekspresi / İstanbul Yolu

2 Şubat 2011 Çarşamba

GİTME

Seni tanıyorsam eğer.
Gözlerini içebiliyorsam, zehir,
                                         kusturucu,
Yaşıyorsam seni eğer,
Bir gece yarısı ateşe verdiğim yalnızlığımda.
Gitme! Gitmemelisin.

Sen gitmezsen,
Dönersen sarhoş yelkenli gemilerle,
Belki kapatır şehir ışıklarını.
Belki ilk yıldızlar başlatır isyanı,
Toz olur akarlar şehre.
Belki ben bir dağ başında,
Gri bulutlar çekerim içime,
Saçlarına konarım,
Bir sarışta yakarım seni.
Beyaz bulutlar üflerim yalnızlığına.

Sen gitme yoksulluğumdan, ellerin de kalsın.
Yoksa düşerim.
Yoksa silerim gündüzleri,
                                          gece,
Yoksa koparır atar beni,
Bu hınzır düş yalnızlıkları.


İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

26 Ocak 2011 Çarşamba

Masallar, Renkler ve Düşler...

Kocaman bir yanardağın zirvesinde filiz yetiştirebilmek gibi zordu bana anlattığın masallar. Ruhunun derinliklerindeki karakterleri katıyordun bu masallara. Aslına bakarsan hiç de kötü şeylerden bahsetmiyordun anlattıklarında. Ama anlattıklarında renkler yanlıştı, düşler yanlıştı galiba.  Bu yüzden masal kalmışlardı, çatlamış dudaklarının ardında.
İlk kırmızıyı kattılar aramıza. Çocuklar kurşuna dizildi gözlerimizin önünde. Sonra dostlar düştü yere, nehirler allandı. Sonra yeşili kattılar araya. Kimyasallarla seviştik, yanan yatağımızda. Sarı geldi ardı sıra. Ormanlar yandı saçlarının ucunda. Mavi ile düşleri çaldılar gözlerimizden…
De bibêje dapîra min, bunlar da senin anlattığın renkler miydi? Senin anlattıkların aynı zamanda bunları da yapabilir miydi? Evet. Ben de senin gibi düşündüm. Ve çıkardım tüm anlattıklarından renkleri. Bir tek Gökkuşağı'na dokunmadım. Tüm griliğin ortasında bütün ihtişamıyla unutturmasın diye hiçbir şeyi...
Biz Gri’ye gülümsemekten mutlu olmuştuk galiba....

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

12 Ocak 2011 Çarşamba

KELEBEK ÖMRÜ

Ben değil
Parmak uçlarım bekler,
Sarhoş eden teninde
Bir kelebek ömrü dolaşmayı.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

9 Ocak 2011 Pazar

İSRAFİL VE SUR

İsrafil çok sevdiği Sur'a
Üfleyebilmek için can evinden.
Bir insanlık ömrü beklemeyi göze almış.
Elinin altında,
Gözlerinin önünde,
Düşlerinde...

Beklemiş,
Acıtmış canını.
Kor ateşlerde yakmasına
İzin vermiş Tanrı'nın.

Bir kez,
Sadece son kez,
Çatlamış dudaklarını
Dokundurabilmek için Sur'un ağzına,
Kavurmuş yüreğini
Bir insanlık ömrü.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

27 Aralık 2010 Pazartesi

SÜRÜNCEME

Şimdi gözlerin vursun yüzüme.
Kaç haykırış düştü kalemimden,
Kaç sancı, kaç bahar.

Öyle yılgın bakma gözlerime.
Çek ellerini kınından,
Sok göğsümden içeri.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Kadıköy

MESELA

Bir balık olsam mesela,
Uçsam gökyüzünde.
Çarpılsam,
Kanatsam göğü yüzünde.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Kadıköy

21 Aralık 2010 Salı

KIRMIZI DUDAKLI KADIN

Soğuk bir isyan gecesi tuttun etimden.
Sen sokuldukça,
Bir bir düştü gerçeklerim,
Soldu dudaklarının kırmızısında.

Yüz ruha büründüm teninde,
Dudaklarında başka,
Ellerinde başka,
Göğüslerinde başka.

Marmara saydam, Marmara durgun.
Yüz şilep geçti gözlerimizin önünden.
Yüz dalga kattılar suya,
Yüz melodilik orkestraları eşliğinde.

Güneşle yüz kez girdik gözlerine.
Yüz kez öptüm seni.
Yüz kez parçaladım maviyi.
Terinde boğuldum yüz asır.

Yine göremesen de ışıkların nasıl söndüğünü,
Göğün mavisine çarpıldık seninle.
Sen yüz kez dans ettin zihnimde,
Ben yüz martı saydım ufkundan.

Kırmızı dudaklı kadın;
Kaç günahlarımın ortasından,
Ben yüz kez çarpıldım ezelden.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Kocamustafapaşa

11 Aralık 2010 Cumartesi

SEL

Bir âhu dilber geçer gözlerimin önünden,
Antalya'yı sel alır gider.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
Antalya / Lara

30 Kasım 2010 Salı

GEL/GİT'LER

Gelmek ile gitmek arasında
Çarpık bir yoldun,
Ruhum ile beynimi bağlayan.

Ne kadar gelmekten bahsediyorlarsa
                                           sana dair,
Ruhum tüm kıtaları canlandırıyordu.
Beynim, büyük heyelanlar ortasında bir çınar.
Ne yeşermeyi becerebiliyordu ne de solmayı.

Ne kadar gitmekten bahsediyorlarsa
                                          sana dair,
Beynim tüm okyanusları canlandırıyordu.
Ruhum büyük tayfunlar ortasında bir gemi.
Ne gel'i yaşayabiliyordu ne de git'i.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

21 Kasım 2010 Pazar

DÖNERKEN

(c) Fırat BİNGÖL
Bir güzel girer yüreğimden içeri,
Bir kıta kayar ufkun ortasında.

Önce Boğaziçi karşılayacak seni,
Sonra martılar.
Köprü tüm ışıklarını senin için renklendirecek.
Dimdik duracak karşında.
Tıpkı yolladığı gibi.

Gözlerini biraz ileri dikebilirsen,
Kız Kulesi ile Galata'nın dansına şahit olacaksın.
İstanbul tüm canlılığı ile karşılayacak seni,
Yine sarhoş edecek.
Tıpkı uğurladığı gibi.

İndiğin yerde düşlerim karşılayacak seni,
Tüm gerçeklerimin bir bir,
Önüne serildiğini göreceksin.
Yüreğim çiğ tutmuş çayır gibi karşılayacak seni.
Tıpkı her geldiğinde olduğu gibi.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

16 Kasım 2010 Salı

YOKSAN / NOKSAN

Yoksan ile Noksan arasındaki,
Ürkütücü benzerlikti
Bizi bizden alıkoyan.

Sen ne kadar Yoksan
Bu şehirde,
O kadar Noksan oluyordu;
Martıların özgür uçuşları,
Çayımın tadı,
Sigaramın dumanı.

Sen ne kadar Yoksan
Hayatımın orta yerinde,
O kadar Noksan oluyordu;
Nefes alışlarım,
Çocuksu tebessümlerim,
Dayanılmaz gerçeklerim.

Sen ne kadar Yoksan
Mısralarının arasında,
O kadar Noksan kalıyordu,
Bu şiir.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

7 Kasım 2010 Pazar

YALNIZ GECE

Ah gece!
Sessiz,
Yalnız,
Katran gece.
Ne zaman aydınlanacaksın,
Sevgilinin yanan gözlerinde.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

2 Kasım 2010 Salı

SEN SUSUYORSUN YA

Sen susuyorsun ya;
Çocuklar da susuyor.
Bir bıçak gibi kesiliyor gülüşleri.
Bir kuş düşüyor gökten,
Kanadında dünden kalma ümitleri.

Sen susuyorsun ya;
Şimdi soluksuz, tarifsiz kalıyor,
Aşk uğruna edilmiş, meşk duaları.
Bir yıldız kayıyor gökten,
Kuyruğunda kadim Dünya’nın sırları.

Sen susuyorsun ya;
Yer-Gök yerinden oynuyor.
Değişiyor tüm denklemleri.
Güneş kaybediyor görkemini,
Gerisinde koca bir Hiçlik.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

1 Kasım 2010 Pazartesi

YALNIZLIĞIM

   "Yalnızlığımdan da kurtulup yalnız kalmak isterdim."
                                                                                    A. İlhan

Şimdi büyük bir uçurumdur gözlerin.
Ne geriye çekilebilirim, ne de aşağı atlayabilirim.
Kala kalmışımdır ince çizgide.

Bir kıvılcım patlar aniden yüreğimin ortasında.
Eririm içten içe, yavaş yavaş.

Ne yandığım bellidir dıştan, ne de eridiğim.
Bir patlayan kıvılcım bilir,
Bir yüreğim,
Bir uçurum,
Bir de gözlerin.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

28 Ekim 2010 Perşembe

WASHTÎYE

Sen bu kapıdan girdiğin zaman,
Işıklar süzülüyor duvarlardan içeriye.
Aydınlanıyor dünyam.
Bedenim seni sardığı zaman,
Kan yerine lav salıyor damarlarıma kalbim.
Bütün duvarlar, bütün eşyalar,
Şuh içinde eğiliyorlar etrafında.

Sen bu kapıdan çıktığın zaman,
Aydınlık da gidiyor, kararıyor dünyam.
Bütün bedenim ateşler içinde,
Soluksuz kalıyorum.

Ne girdiğinde anlatabiliyorum sana,
Ne de çıktığında bu kapıdan.
Söylesene Washtîye,
Ben hangi mısra ile anlatayım seni,
Bu olup bitenlerden yüce.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

*Washtîye: Sevgili

25 Ekim 2010 Pazartesi

KORKU

Nedir tüm bunların anlamı sevgili?
Bu korku neden?
Neden durmadan bir şeyler seni gözüme sokup duruyor?
Bu kutsallaştırmanın telaşı neden?

Tek bildiğim gözlerin;
Ateş kadar sıcak,
Güneş kadar aydınlık,
Ay kadar parlak.

Ya ellerin!
Ellerin yok mu ellerin!
Bulutları kıskandıracak kadar yumuşak.
Roden’e meydan okuyacak kadar keskin.

Hele bir de saçların var ki!
Düşündükçe;
Çocukluk bahçemdeki narçiçeklerinin kokusunu alırım.

Ben senden neden korkarım ki sevgili?

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

14 Ekim 2010 Perşembe

SEN

Seni sevmek;
Hasta olmamak gibi bir şey.
Katran karası ciğerlerin,
Nefes aldığını hissetmek gibi bir şey.


Seni düşünmek;
Sır’a ermek gibi bir şey.
Hiçliğin ortasında,
Varlığı hissetmek gibi bir şey.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

8 Ekim 2010 Cuma

TRAVMA

Yaşayan ölüler gördüm,
Kanlı, canlı.
Dostu gördüm,
Kansız, tatlı.

İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

18 Eylül 2010 Cumartesi

TAN VAKTİNİN AŞKI

(c) Bedirhan ÇIBUK
"Ey Tan vaktinin aşkı-aydınlığı,
Benim Nur duam, aydınlık ve mutluluk olsun..."
Bir Yezidi Duasından Alıntı

Ey Tan vaktinin aşkı-aydınlığı kadın,
Sen yine de dualarını esirgeme çocuklardan.
Yanan yüreğini sun Tanrı'na.

Kırlarda oynamaya korkan,
Ceylanlara yanan yüreğini sun.
Dersim koca bir yangın artık,
Ormanlarına yanan yüreğini sun.

Bir damla yağmur dile Tanrı'ndan,
Yüreğindeki yangınlara.
Bin damla su dile Munzur'a,
Dicle'ye, Fırat'a.

Yüreği yangın yeri analara iste kutsal suyundan,
Temizlensin diye o cani yürekler,
Bin Bir damla su dile Tanrı'ndan

Ve Aşk'ı dile Tanrı'ndan,
Varlığın Hiçliğim’de huzur bulsun.
Hiçliğim Varlığın'da huzur dolsun.

Senin Nur duan, aydınlık ve mutluluk olsun.



İbrahim Halil ŞİMŞEK
İstanbul / Ömer Hayyam

15 Eylül 2010 Çarşamba

HİÇ

Söylesene Sevgili,
Varlığın kendisi değil midir,
Hiçliği gizemli kılan...

İbrahim Halil ŞİMŞEK
Gaziantep / Emek

9 Eylül 2010 Perşembe

BEN DEĞİLDİM

Ölümdü o gece yanında yatan.
Beyaz çarşaflara bürünmüş bir ölüm.
Baştan ayağa,
Sızılı bir kovanın,
Kapağından çıkan duman kadar,
Yanı başındaydı ölüm.

Çıplaktın, ruhunu görebiliyordum.
Teninin kokusunu alabiliyordum.
Vücudundaki her bir tüyün,
Sen nefes alırken,
Tekke’me ettikleri dansı hissedebiliyordum.

Ve sen içine akıttın,
Ölümün sarhoş soğukluğunu.

Ve uyandın.
Ve girdin mihrabıma.
  
Ve sonsuz güzelliklerin ötesinden,
Hoş geldin kadınım,
Hoş geldin mihrabım...

İbrahim Halil ŞİMŞEK
Ömer Hayyam İstanbul

31 Ağustos 2010 Salı

AGUSTOS

(c) Fırat Bingöl
Korlanmış hayatlarda,
Savruk bir yolculuktu "Agustos"

İbrahim Halil ŞİMŞEK
Ömer Hayyam / İstanbul

4 Haziran 2010 Cuma

TERASTA

Sessizce karşımda durmuş,
Cıgarasını yudumlarken,
Derin düşüncelere dalıyordu.
Kah gülüyordu içindekilere,
Kah hüzünleniyordu.

Ben evrim diyordum,
Eşitlik, özgürlük diyordum.
O sevişelim diyordu...

İbrahim Halil ŞİMŞEK
Dağkapı / Diyarbakır